TEK ADAMIN ?ESPRİSİ?!

TEK ADAMIN ?ESPRİSİ?!

android-time 03:30:36
TEK ADAMIN ?ESPRİSİ?!

Laik demokratik parlamenter cumhuriyetin, bir tek adam cumhuriyeti durumuna gelmesinde 12 Eylül 1980 Darbesi'nin, başta hukuk olmak üzere birçok alanda aldığı kararların ve yaptığı değişikliklerin çok hem de çok büyük payı olduğunu hala iddia ediyorum. Geçen hafta yaptığı MKYK toplantısında, yeni atanan il başkanlarıyla ilgili sunumda sürekli ?Cumhurbaşkanı?nın onayıyla atanmıştır? ifadesinin kullanılmasına takılan Erdoğan, ?Kılıçdaroğlu gibi bana diktatör, tek adam mı diyorsun? diye espri* yaparken, aslında kendi gerçeğini adeta böbürlenerek ifşa ediyordu.

Bu yazımda, buraya gelişin alt yapısını hazırlayan iki konuyu yinelemek istiyorum. Birincisi, partilerin kapatılması, ikincisi de seçim ve partiler yasasında yapılan değişiklikler.

12 Eylül Cuntası'nın en büyük kötülüğü, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi gibi laik demokratik cumhuriyetle özdeş iki partinin kapatılması oldu. Bu iki parti de en küçük köylere dek uzanan kılcal damarlar gibiydi. 12 Eylül bu yaşamsal damarları kesti. 1983 sonrası kurulan bütün partiler, ilk seçimde var olabilmek için çareyi öncelikle alt kimlikler çevresinde gelişen bir taban oyu oluşturmakta aradı. Bu politik var olma savaşımı etnik kökene, din-mezhep esasına ve bölgesel hesaplara dayalı siyasal ayrışmayı getirdi.

Ayrıca partilerin kapatılmasıyla ortaya çıkan dağınıklık da, yabancılaşma duygusunu tetikleyerek, özellikle bir bölgemizde devlete olan güven duygusuna ciddi bir darbe vurdu. Devlete (birlik-bütünlüğe) güvenin yerini, etnik kökene dayalı ayrışmayı (sonunda ayrılığı) tahrik eden terörist grupların baskılı tırmanışı aldı.

12 Eylül?ün, demokratikleşmeyi engelleyen en büyük yanlışlardan biri de, seçim ve partiler yasasındaki yaptığı değişikliklerdir.1961?den beri kesintilere, eksiklik ve aksaklıklara karşın, demokratikleşme umudunu ve çabasını bu iki yasa canlı tutuyordu. Barajsız nispi temsil seçim istemi sayesinde halkın gerçek iradesi büyük ölçüde sandığa yansıyor ve partiler yasası sayesinde de parti içi demokrasi işliyordu.

AKP?nin Prof. Necmettin Erbakan?ın Milli Görüş siyasetinin devamı olduğunu hiç kimse yadsıyamaz. Anımsatalım, 1973?de Milli Selamet Partisi yüzde 8 oy aldığı halde 48 milletvekili çıkardı ve Bülent Ecevit?in Başbakanlığı'nda CHP ile koalisyon yaparak iktidar kapısını açtı. Oysa 12 Eylül'ün değiştirdiği bu gün yürürlükteki yüzde 10 barajlı 2002 seçiminde, R.T. Erdoğan?ın AKP?si yüzde 34?le yani seçmenin sadece üçte birinin oyuyla tek başına iktidar oldu. Ve yine bu sistemle, artırarak aldığı oy sayesinde Anayasayı da değiştirerek laik demokratik parlamenter sistemin yerine partili cumhurbaşkanlığına yani tek adamlık düzenine ulaştı.

Bu gün,1980 öncesi demokrasinin özlemi çekiliyorsa, bir diğer nedeni de, yok olan ?parti içi demokrasidir?. 1980 öncesi, partilerde ancak yüzde 5 oranda kontenjan adayı atanabiliyordu. Bu gün artık hemen bütün seçim bölgelerinde önseçim yerine merkez yoklaması yapılabilmektedir. İktidarıyla muhalefetiyle artık milletvekillerinin tamamını genel başkanlar atar olmuştur.

2011 seçiminde aldığı en yüksek oya karşın bu seçim sistemi olmasa R.T. Erdoğan, ?demokrasi sadece sandıktır? diyerek Tek Adam olamazdı. Yine yukarıdaki kendi Adamlarının dediği gibi yok olan ?parti içi demokrasi? var olsaydı, asla ?partili genel başkan? da olamazdı.

Ancak, ne yaparsa yapsınlar, halkın gerçek (aş-iş) gündemini değiştirmek için sürekli "beka" kaygısını canlı tutarak halkı susturamayacaklarını, 31 Mart-23 Haziran 2019 yerel seçimleri belgeledi. Her gerilimli (ateşli) filmde, er ya da geç ?SON? yazacaktır.

(*) ?Espri? kelimesini kullanmamın dayanağı şu haberdi: ??Cumhurbaşkanı?nın onayıyla atanmıştır? ifadesinin kullanılmasına takılan Erdoğan, ?Kılıçdaroğlu gibi bana diktatör, tek adam mı diyorsun? diye -espri- yaptı?. (Gazeteler)

Laik demokratik parlamenter cumhuriyetin, bir tek adam cumhuriyeti durumuna gelmesinde 12 Eylül 1980 Darbesi'nin, başta hukuk olmak üzere birçok alanda aldığı kararların ve yaptığı değişikliklerin çok hem de çok büyük payı olduğunu hala iddia ediyorum. Geçen hafta yaptığı MKYK toplantısında, yeni atanan il başkanlarıyla ilgili sunumda sürekli ?Cumhurbaşkanı?nın onayıyla atanmıştır? ifadesinin kullanılmasına takılan Erdoğan, ?Kılıçdaroğlu gibi bana diktatör, tek adam mı diyorsun? diye espri* yaparken, aslında kendi gerçeğini adeta böbürlenerek ifşa ediyordu.

Bu yazımda, buraya gelişin alt yapısını hazırlayan iki konuyu yinelemek istiyorum. Birincisi, partilerin kapatılması, ikincisi de seçim ve partiler yasasında yapılan değişiklikler.

12 Eylül Cuntası'nın en büyük kötülüğü, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi gibi laik demokratik cumhuriyetle özdeş iki partinin kapatılması oldu. Bu iki parti de en küçük köylere dek uzanan kılcal damarlar gibiydi. 12 Eylül bu yaşamsal damarları kesti. 1983 sonrası kurulan bütün partiler, ilk seçimde var olabilmek için çareyi öncelikle alt kimlikler çevresinde gelişen bir taban oyu oluşturmakta aradı. Bu politik var olma savaşımı etnik kökene, din-mezhep esasına ve bölgesel hesaplara dayalı siyasal ayrışmayı getirdi.

Ayrıca partilerin kapatılmasıyla ortaya çıkan dağınıklık da, yabancılaşma duygusunu tetikleyerek, özellikle bir bölgemizde devlete olan güven duygusuna ciddi bir darbe vurdu. Devlete (birlik-bütünlüğe) güvenin yerini, etnik kökene dayalı ayrışmayı (sonunda ayrılığı) tahrik eden terörist grupların baskılı tırmanışı aldı.

12 Eylül?ün, demokratikleşmeyi engelleyen en büyük yanlışlardan biri de, seçim ve partiler yasasındaki yaptığı değişikliklerdir.1961?den beri kesintilere, eksiklik ve aksaklıklara karşın, demokratikleşme umudunu ve çabasını bu iki yasa canlı tutuyordu. Barajsız nispi temsil seçim istemi sayesinde halkın gerçek iradesi büyük ölçüde sandığa yansıyor ve partiler yasası sayesinde de parti içi demokrasi işliyordu.

AKP?nin Prof. Necmettin Erbakan?ın Milli Görüş siyasetinin devamı olduğunu hiç kimse yadsıyamaz. Anımsatalım, 1973?de Milli Selamet Partisi yüzde 8 oy aldığı halde 48 milletvekili çıkardı ve Bülent Ecevit?in Başbakanlığı'nda CHP ile koalisyon yaparak iktidar kapısını açtı. Oysa 12 Eylül'ün değiştirdiği bu gün yürürlükteki yüzde 10 barajlı 2002 seçiminde, R.T. Erdoğan?ın AKP?si yüzde 34?le yani seçmenin sadece üçte birinin oyuyla tek başına iktidar oldu. Ve yine bu sistemle, artırarak aldığı oy sayesinde Anayasayı da değiştirerek laik demokratik parlamenter sistemin yerine partili cumhurbaşkanlığına yani tek adamlık düzenine ulaştı.

Bu gün,1980 öncesi demokrasinin özlemi çekiliyorsa, bir diğer nedeni de, yok olan ?parti içi demokrasidir?. 1980 öncesi, partilerde ancak yüzde 5 oranda kontenjan adayı atanabiliyordu. Bu gün artık hemen bütün seçim bölgelerinde önseçim yerine merkez yoklaması yapılabilmektedir. İktidarıyla muhalefetiyle artık milletvekillerinin tamamını genel başkanlar atar olmuştur.

2011 seçiminde aldığı en yüksek oya karşın bu seçim sistemi olmasa R.T. Erdoğan, ?demokrasi sadece sandıktır? diyerek Tek Adam olamazdı. Yine yukarıdaki kendi Adamlarının dediği gibi yok olan ?parti içi demokrasi? var olsaydı, asla ?partili genel başkan? da olamazdı.

Ancak, ne yaparsa yapsınlar, halkın gerçek (aş-iş) gündemini değiştirmek için sürekli "beka" kaygısını canlı tutarak halkı susturamayacaklarını, 31 Mart-23 Haziran 2019 yerel seçimleri belgeledi. Her gerilimli (ateşli) filmde, er ya da geç ?SON? yazacaktır.

(*) ?Espri? kelimesini kullanmamın dayanağı şu haberdi: ??Cumhurbaşkanı?nın onayıyla atanmıştır? ifadesinin kullanılmasına takılan Erdoğan, ?Kılıçdaroğlu gibi bana diktatör, tek adam mı diyorsun? diye -espri- yaptı?. (Gazeteler)

Tüm haberler için tıklayın.

android-time 14 / 01 / 2020