GAZETELER

EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

EN ÇOK OKUNANLAR

  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY

ANKET

  • Spor Toto - Süper Lig şampiyonu kim olacak ?

Genç panelistler Anadolu’nun öncü Türk kadınlarını anlattı

Pazartesi, Ara.24.2018 - 08:50
PAYLAŞ :
 |  Karakter Boyutu : A- A+


Genç panelistler Anadolu’nun öncü Türk kadınlarını anlattı

Amasya Üniversitesi Tarih Kulübü tarafından ‘Tarihi Sırtlayan Kadınlar: Anadolu’nun Öncü Türk Kadınları’ başlıklı bir öğrenci paneli düzenlendi. 

Amasya Üniversitesi Tarih Kulübü tarafından ‘Tarihi Sırtlayan Kadınlar: Anadolu’nun Öncü Türk Kadınları’ başlıklı bir öğrenci paneli düzenlendi. Türk tarihine mal olmuş dört kadın kahramanın anlatıldığı programda Araştırma Görevlisi Zeynep Gül Erel panel başkanlığını üstlenirken; Zekiye Yılmaz, Nazmiye Kara, Kübra Yüce ve Cennet Demirkıran adlı öğrenciler de panelist olarak yer aldı. Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Kemal Polat, personel ve öğrencilerin katıldığı program Milli Hakimiyet Yerleşkesi Kongre ve Kültür Merkezinde yapıldı.

Programın açılış konuşmasını yapan Rektör Yardımcısı ve aynı zamanda Tarih Kulübü Başkanı olan Prof. Dr. Kemal Polat; öğrenci paneli düzenlemedeki amaçlarını farkındalık oluşturmak, öğrencilerin ilgisini çekmek, bilgi sahibi olmalarını sağlamak, özgüvenlerini geliştirmek ve öğrencilere güvendikleri hissini vermek olarak özetledi. Tomris Hatun’un adı altın harflerle tarihe kazınmıştır

Panelistlerden Zekiye Yılmaz, tarihte bilinen ilk kadın hükümdar ve ordu komutanı olan Saka Türklerinin Hükümdarı Tomris Hatun’u anlattı. Yılmaz, ‘’Türk toplumunun geçmişine baktığımızda, tarih bize Türklerin kadına ne kadar değer verdiğini göstermektedir. Türk toplumu aile kavramına çok önem vermektedir. Hatun ve Hakan her zaman bir arada zikredilmiştir. Devlet için hakan ne kadar güçlü ise hatunda bir o kadar güçlüdür ve Türk kadınları her zaman güçleri ile ön plana çıkmıştır. Bu duruma örnek teşkil edecek en önemli isimlerden birisi ise Tomris Hatun’dur. 

Tomris Hatun en eski Türk kavimlerinden olan İskitler’in meşhur Kağanı Alper Tunga’nın torunudur. Tomris Hatun eşinin ölümünün ardından oğlu çok küçük yaşta olduğu için ve devleti yönetme ehliyetine sahip olmadığı için devletinin başına geçme kararı alır. Tomris Hatun, İskitlerin diğer adıyla Sakaların başına geçince halkı onu hemen kabul eder ve Tomris Hatun’un devleti yönetebilecek nitelikte bir kadın olduğuna inanır. Tomris Hatun başa geçer geçmez diğer düşman devletler gözlerini hemen Sakalara çevirmiştir, devletin başına bir kadının geçmesi demek güçsüz bir devlet demektir. Bunlardan bir tanesi ise Pers İmparatoru Kiros’tur.

Pers imparatoru Kiros’un amacı İskitler üzerinde egemenlik kurmak ve Tomris Hatun’u ele geçirmektir. Kiros, Tomris Hatun’a hemen evlenme teklifi eder. Tomris Hatun ise düşünmeden Kralın teklifini reddeder. Aslında Kralın teklifini kabul etse ömrünün sonuna kadar zengin bir kral eşi olarak hayatına devam edebilecektir; ama Tomris Hatun devleti ve oğlu için Kralın teklifini kabul etmez bunun üzerine Kral Kiros hemen savaş hazırlıklarına başlar. Tomris Hatun bu savaşın haberini alır almaz Kiros’a bir mektup yazar ve şöyle der, ‘Kral Kiros bu isteğinden vazgeç, kendi halkına hükmet ve benim halkıma karışma, öyle sanıyorum ki sen öğüt alacak biri değilsin, Sakalarla boy ölçüşmek istiyorsan bekle geleceğiz’ der. Mektuptan da anlaşılacağı üzere Tomris Hatun korkusuz bir kadındır ve hemen savaş hazırlıklarına başlar bir kadın olmasına rağmen ordusunun başına geçer ve savaş için ordusunu komuta eder.

Savaş günü gelmiştir, iki devlette savaşa hazırdır. Pers Kitabelerinden alınan bilgiye göre Kralın ordusu sayıca üstündür ve bu durum Tomris Hatun’u korkutmaz, savaş başlar ve çok geçmeden sayıca üstün olmalarına rağmen Kralın ordusu Tomris Hatun’un ordusuna yenilir. Kral Kiros, Tomris Hatun’un ordusuna yenilerek savaş meydanında öldürülür. Tomris Hatun devletinin geleceğini kurtarmıştır ve Türk kadının neler yapabileceğini herkese göstermiştir. Bu nedenle Tüm dünya ilk kadın hükümdarı ve ordu komutanı olan Tomris Hatun’un adını altın harflerle tarihe geçmiştir.’’  cümlelerini kaydetti.Devleti Kurtaran Türk Anası Altuncan Hatun

Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in eşi Altuncan Hatun’u ise Nazmiye Kara adlı öğrenci anlattı. Kara; ‘’Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşundan itibaren kadının devlet yönetiminde saygın bir rolü vardır. Bu geleneğin şüphesiz İslamiyet öncesi Türk toplum hayatının ve yönetim anlayışının bir yansıması olarak bilinmektedir. Hükümdara eş olan kadın 'hatun' unvanını alarak sosyal hayatın her alanında aktif bir şekilde rol oynamıştır. İşte günümüzde kullanılan 'kadın' kelimesi böylesine köklü ve önemli bir unvandan gelmektedir. Türk töresinde kadının yeri çok önemlidir. Kadın ana ve eş olmanın yanında yeri geldiğinde ata binmiş, kılıç kuşanmış ve üretime katkı sağlamıştır. Tarihimizin her döneminde önemli hizmetlerde bulunan Türk kadınları olmuştur. İşte bu kadınlardan biri cesur ve zeki Türk kızı Türk Altuncan Hatun'dur.

Altuncan Hatun'un nerede doğduğu bilinmemekle beraber, Tuğrul Bey'den önce bir evlilik yaptığı fakat eşinin vefat etmesiyle oğlu ile beraber ortada kaldığını bilmekteyiz. Fakat Altuncan Hatun’un bu talihsiz kaderi Tuğrul Bey'in ona âşık olması ile değişmiştir. Altuncan Hatun temiz ve güzel ahlakı ile Tuğrul Bey'in dikkatini çekmiştir. Tuğrul Bey ilk görüşte Altuncan Hatun'a aşık olmuş ve onunla ömrünü birleştirmiştir. Altuncan Hatun güzel ahlakı ile dikkat çektiği gibi Tuğrul Bey ile evlendikten sonra devlet işlerindeki yeteneği ile adından söz ettirmiştir. Bu Türk Hatun'u yönetimde Sultan Tuğrul Bey'in en büyük yardımcısı ve danışmanı olmuştur. Tuğrul Bey Altuncan Hatun'u o kadar sevmiş ve saygı duymuştur ki önemli devlet işlerinde onunla fikir alışverişinde bulunmadan karar vermemiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere Altuncan Hatun siyasete yatkınlığı sayesinde hem Tuğrul Bey'in üzerinde hem de devlet siyasetinde doğrudan etkili olmuştur. Tuğrul Bey zaman geçtikçe Altuncan Hatun'un özündeki bu cevheri daha iyi fark etmiş ve onu hak ettiği sevgiden mahrum bırakmamıştır.

Altuncan Hatun'un devlet anlayışına baktığımızda milletin menfaatini her şeyden üstün tuttuğunu görmekteyiz. Altuncan Hatun güçlü, zeki ve vatan millet sevdalısı bir kadın olduğunun en somut örneğini 1058 yılında bizlere göstermiştir. Bu tarihte Türk asıllı Arslan Besasiri Selçuklu Devletini zayıf düşürmek amacıyla Tuğrul Bey'in üvey kardeşi İbrahim Yınal'a bir mektup göndermiştir. Bu mektupla 'Selçuklu ülkesine tek başına hâkim olabilmesi için kendisine yardım edeceğini, bunu gerçekleştirebilmesi için de Sultana karşı isyan etmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu mektup üzerine İbrahim Yınal, Selçuklu tahtını ele geçirme düşüncesi ile Hemedan'a doğru ilerlemiştir. Bu durumu öğrenen Tuğrul Bey hemen eşi Altuncan Hatun'a ve vezirine haber göndermiştir. Görüldüğü gibi Tuğrul Bey Selçuklu Devleti'nin varlığını sürdürebilmesi için üvey kardeşi İbrahim Yınal ile karşı karşıya gelmiş ve kardeşi tarafından Hemedan'da bozguna uğramıştır. Tuğrul Bey'in ve Selçuklu Devletinin zor durumda olduğunu öğrenen Altuncan Hatun hemen harekete geçmiştir. Fakat bu sırada Selçuklu veziri Altuncan Hatun'un ilk evliliğinden meydana gelen oğlunu kandırarak tahta geçirmeye çalışmış, Altuncan Hatun ise bu hareketi devlete ihanet olarak kabul edip hem öz oğlunu hem de Selçuklu vezirini tutuklatmıştır. Altuncan Hatun kendi öz oğlunu dahi devlet için tutuklatarak aslında bizlere bir kere daha devlete olan sadakatini göstermiştir. Altuncan Hatun öz oğlunu hapse attırmak ile kalmamış aynı zamanda zırhını giyip ordusunu da yanına alarak eşi Tuğrul Bey'e yardıma koşmuştur. Altuncan Hatun ve ordusunun yanında Tuğrul Bey'in yeğenleri olan Kavurd,Yakuti ve Alp Aslan'da amcalarını desteklemek üzere Altuncan Hatun ile beraber hareket etmişlerdir. Altuncan Hatun sergilemiş olduğu bu cesur hareketi ile hem eşi Tuğrul Bey'i ölümden hem de Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına engel olmuştur. Bir Türk kadını olan Altuncan Hatun'un sadakati ve bu cesur hareketi onu tarihte 'Devlet kurtaran Türk anası' olarak anılmasını sağlamıştır. Altuncan Hatun devletine o kadar bağlıdır ki, ölüm döşeğinde bile Selçuklu Devletinin devamlılığı için eşi Tuğrul Bey'e halifenin kızı ile evlenmesini söylemiş ve bütün servetini halifenin kızına bağışlamıştır. ’’ ifadelerini kullandı.

Demir Leydi Hatice Turhan Sultan

Kübra Yüce isimli panelist ise Osmanlının ‘Demir Leydi’si olarak nitelendirilen Hatice Turhan Sultan’ı anlattı. Yüce; ‘’Türk tarihi boyunca kadının toplumdaki yeri önemi ve değeri övgüyle anılmaktadır. Gerek İslam öncesi Türk toplumlarında gerek Selçuklularda gerek Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde kadın toplumun ışığı olarak görülmüştür. Türk tarihine yön veren kadınlar vardır. İşte bunlardan birisi de Hatice Turhan Sultan’dır. Turhan’ın Rus asıllı olup 1627’de doğduğu ve Kösem Sultan tarafından hareme alındığı ve ismine ‘Hatice’ adı eklenmiştir.  Turhan’ın saraydaki ilk eğitimi ile IV. Murad’ın kız kardeşi Atike Sultan ilgilenmiştir. Sultan İbrahim’in eşi olmadan önce en iyi şekilde yetişmesi için bizzat Kösem Sultan’da Turhan ile yakından ilgilenmiştir. Güzelliği ve aldığı iyi eğitim ile Sultan İbrahim’in eşi olmuştur. Hatice Turhan’ın geleceği şehzade Mehmed’i dünyaya getirmesiyle birlikte değişmiştir. Şehzadenin doğumuyla Osmanlı hanedanının soyu kesintiye uğramaktan kurtulmuştur. Şehzade Mehmed’in doğumuyla Turhan Sultan Haseki unvanını aldı ve baş haseki oldu.

IV. Mehmed’in tahta çıkmasıyla Hatice Turhan Valide Sultan oldu. Turhan Sultanın valide Sultanlık dönemi Osmanlı Devleti’nin sıkıntılı döneminde gerçekleşti. Turhan Sultan yirmi beş yıldır valide Sultanlık yapan Kösem Sultanın karşısında geri planda kalmıştı. Sarayda Kösem Sultan “büyük koca valide” Sultan olarak anılırken, Turhan Sultanda “küçük valide” diye anılırdı. Bu yıllarda haremin amirliği de kösem Sultanın elindeydi. Turhan Sultanın oğlu IV. Mehmed tahta çıktığında yedi yaşındaydı. Turhan Sultan oğluna saltanat naipliği yapmıştır. Bu dönemde Turhan Sultan devlet işlerinde gayet başarılı olmuştur. Fakat Hatice Turhan Sultan, Köprülü Mehmed Paşa’nın veziriazamlığından sonra giderek devlet işlerinden uzaklaşmış ve kendini hayır işlerine vermiştir.  IV. Mehmed’in Belgrad’da bulunduğu sırada Hatice Turhan Sultan 5 Temmuz 1683 tarihinde vefat etmiştir. Eminönü’nde kendi yaptırdığı Yeni Cami yanındaki türbeye defnedilmiştir.

Osmanlı Hareminden hiçbir kadın Hatice Turhan Sultan kadar hayırla anılmamıştır. Hayattayken tarihçiler tarafından ‘Devlet’in Direği’ diye anılan Turhan Sultan kadınlar saltanatının son sözü geçen valide Sultanıydı. Hatice Turhan Sultan en uzun süre yani otuz beş yıl valide Sultanlık yapan valideydi. Bu süreçte 17 sadrazam, 15 şeyhülislam, 26 kaptan-ı derya, 23 baş defterdar ve 9 reisülküttap değişti. Krizler ve bunalımlarla dolu valide Sultanlık döneminde Turhan Sultan, devletin istikrar kazanması için çok çabaladı. Zekâsı, dirayeti ve sarsılmaz iradesiyle Osmanlı Devlet’ini buhrandan sıkıntılardan çıkartıp, eski haşmetli günlerine tekrar kavuşturmuştur.

IV. Mehmed’in çocukluk günlerinde, padişahın yetkilerini devralan Turhan Sultan hatt-ı hümayun özelliklerine sahip emirler kaleme aldı. Prof. Dr. Erhan Afyoncu saray arşivinden Hatice Turhan Sultana ait 164 adet yazılı emir buldu. Turhan Sultanın yazdığı bu emirlerin hiçbirinde tarih bulunmaz ve beyaz üzerine olanların sonunda ‘Valide-i Sultan’ yazar. Yalnızca iki tanesinde ‘Valide-İ Sultan Mehmed Han’ yazılmıştır. Erhan Afyoncu’nun bulduğu belgeler Osmanlı Tarihi’ndeki asıl ‘Demir Leydi’nin Hürrem veya Kösem Sultan değil Hatice Turhan Sultan olduğunu gösteriyor.’’ dedi.

İsimsiz Bütün Kahramanların Sembolü Nene Hatun

Türk tarihinin önemli kadın kahramanlarından Nene Hatun’u ise Cennet Demirkıran isimli öğrenci anlattı. Demirkıran; ‘’İnsanlık tarihi biraz da savaşların tarihidir, o savaşta ölenlerin, yenenlerin-yenilenlerin tarihi.  Çekilen acılar kaybedilen çocuklar, yitirilen babalar yansımaz tarihin aynasına. Canlarını veren neferlerin öyküsü bilinmez; onlar isimsiz kahramanlardır. Savaşları anlatan bu tarih erkeklerin tarihidir. Cephenin gerisinde kalan kadınlar tarih sahnesine çıkamazlar, tarih kadınların öykülerini pek yazmamıştır. Ancak bazı istisnalar vardır. Erzurum ve çevresinde bir kahraman Türk kadının öyküsü efsane gibi nesilden nesile anlatılıyor. 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında düşmana karşı duran bir Türk kadını; Nene Hatun’un öyküsü bu. 1857 yılında Erzurum’un yakın köylerinden biri olan Çeperli ’de bir kız çocuğu dünyaya geldi. Ona Nene ismini verdiler ve o diğer köy çocukları gibi normal bir hayat yaşadı, 17 yaşına geldiğinde ise evlendirildi. Bir oğlu ve bir kızı oldu, Nene ve ailesi köyde sakin ve mütevazı bir hayat yaşarken, hayatları hiç ummadık bir şekilde altüst olacaktı. 19. Yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti Avrupa’nın hasta adamı olarak görünüyordu. Rusya hasta adam ölmeden mirasına el koymak istiyordu. Büyük hedef için Rusya Nisan 1877’de harekete geçti; hedef İstanbul’du. Balkanlar ve Kafkasya’dan, iki cepheden Rusya Osmanlıya saldırdı.  Son savunma hattı Erzurum olacaktı, Erzurum Aziziye Tabyasında var olma-yok olma savaşı yapılacaktı. Osmanlı ordusunun geri çekildiği yerlerde sivil halkta göç etmeye başladı. Yaklaşan Rus ordusundan kaçanlardan biriside Nene Hatun’du, kocası ve erkek kardeşi orduya katılmıştı. Çocuklarını yanına alan Nene Hatun köyünü, evini geride bırakıp Erzurum’a sığındı. Kısa süre sonra kardeşi Hasan cepheden ağır yaralı döndü. Rus ordusu Erzurum’u almak için, Osmanlı ordusu da karşı koymak için hazırlıklara girişti.

 Aziziye Tabyasının Rus işgaline uğradığı geceyi Nene Hatun kardeşinin başında geçirdi, o gece sabaha karşı kardeşi Hasan’ı kaybetti. Henüz kardeşini kaybetmenin acısını yaşayan Nene Hatun sabah ezanından sonra sokakta ‘Rus askeri Aziziye tabyasını ele geçirdi’ seslerini duydu. Beşikteki üç aylık kızının üstünü örttü ve onu Allah’a emanet edip eline satırı aldığı gibi sokağa fırladı ve tabyaya doğru koşmaya başladı. Minarelerden halk gazaya çağırıldı, Mehmetçiğin boğazlandığını ve imdada yetişmeleri için halka çağrılar yapıldı.  Şehir halkı daha güneş doğmadan sokaklara dökülüyor; kadın, erkek, çocuk, yaşlı 2.000-3.000 civarında sivil insan donanımlı bir ordunun üzerine yürüyordu ve Nene Hatun’da bunlardan birisiydi. Vatanları için canlarını ortaya koymuşlardı. Bu büyük savunmanın sonucunda Rus ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. 1000’e yakın Erzurumlu kadın ve erkek şehit oldu. Aziziye Tabyasının geri alınması savaşın dönüm noktasıydı. Rus ordusunun ilerleyişi Erzurum’da durdurulmuştu. Savaş bitti, acılar yüreklere gömüldü, yeni bir hayat kuruldu. Nene Hatun ve ailesi savaştan sonra köylerine dönmediler. İlerleyen yıllarda eşini kaybeden Nene Hatun kendisini çocuklarına adadı fakat acılar onun peşini bırakmadı; oğlu Yusuf Çanakkale cephesinde şehit düştü. Kahramanca savunduğu Erzurum’un 1916 yılında Rus işgaline uğradığını gördü. Rus işgalinden sonra, Ermeni çetelerinin Türkleri katledişine şahit oldu. Asırlardır bir arada yaşayan komşular artık birbirine güvenemez olmuştu. Bu topraklar; kana, göz yaşına doymuştu! 12 Mart 1918’de Türk ordusu Erzurum’u Ermeni çetelerin elinden kurtardı. Elinde satırla Ermeni çetelerinin peşinde koşanların arasında yine Nene Hatun’un olduğu söylenir. Bütün bu acılardan sonra sustu Nene Hatun. Onun için artık 20 yaşında ki bir kadının kahramanlığı sisli mazide kalmış hatıralardan ibaretti. Yüzünde ki derin çizgiler ise yaşanan acıları anlatıyordu. Aradan yıllar geçti, cumhuriyet ilan edildi. Nene Hatun diğer Anadolu insanları gibi fakir ama kanaatkâr gözlerden uzak bir hayat yaşıyordu. İstanbul’dan bir gazeteci Erzurum’a gelince Nene Hatun’un sessiz hayatı kısa bir süre için bozuldu.  Bu gazetecinin yaptığı röportaj Cumhuriyet Gazetesinde yayınlandı ve daha sonra bu haber bir kitap oldu. Nene Hatun’un ilk defa kahraman bir Türk kadını olarak tanınması bu yolla oldu. Sonra bu haber unutuldu ve Nene Hatun eski hayatına tekrar döndü.

1939’da savaş Türkiye’nin kapısını bir kez daha çaldı, Avrupa ve dünya o güne kadar gördüğü en büyük kanlı savaşı yaşıyordu. Türkiye kendi savaşı olmayan bu savaşın dışında kalmaya çalışıyor ama savaşın faturasını da yoklukla, yoksullukla ödüyordu. O dönem herkes karneyle ekmek alıyordu ve Nene Hatun’a belediye ekmeğini tesis ediyordu; fakat belediye yönetimi değişince artık bu bile kesilmişti. Bunun üzerine TBMM’ne bir dilekçe yazıldı ve bu gaziler içler acısı hallerini şöyle anlatıyorlardı: ‘Bizler 1293 Osmanlı-Rus harbinin Erzurum civarındaki Aziziye Tabyasında vuku bulan meşhur savaşın kahramanlarıyız. Bu ölmez zaferin yadigârı bizler, her birimiz 90’lar 100’er yaşlarındayız. Hiçbir sığınacak yerimiz ve hiçbir tutunacak dalımız yoktur. Geçen sene birer meccani ekmek veriyorlardı, bu sene onu da kestiler. Şimdi aç ve muhtaç bir vaziyetteyiz ve dileniyoruz da…’ Nene Hatun’a istediği ekmek verildi mi bilinmez ama bu dilekçe onun devletten bir şeyler istediği ilk ve son dilekçe oldu.

 3. Ordu Komutanı Nurettin Baransel Nene Hatun’u evinde ziyaret etti. Bu ziyaret Nene Hatun’un unutulmuşluğuna ve terk edilmişliğine son verdi.  Kahraman kadın 95 yaşında keşfedilmişti. Nene Hatun, 3.Ordu’nun ninesi ilan edildi. Evi artık gelen ziyaretçilerle dolup taşıyordu, Nene Hatun’un elini öpüp anılarını dinlemeye geliyorlardı. O, suskun geçmiş yıllara inat anlatıyordu. Aziziye Tabyasının açılışına onur konuğu olarak katıldı. Türk Kadınlar Birliği 1955 yılında Nene Hatun’u yılın annesi seçti. 98 yaşına geldiğinde ömrü boyunca hiç ayrılmadığı Erzurum’da hayatını kaybetti. 75 yıl boyunca yaptığı kahramanlık görülmemiş, ömrünün son 3 yılında hatırlanmanın gururunu yaşamıştı… Gazeteler onun ölümünü; ‘Annelerin Annesi Nene Hatun Öldü’ ve ‘Aziziye Kahramanı’ manşetleriyle duyuruyordu. Cenaze töreni ise bir kahramana yakışır şekilde oldu, 20 yaşındayken ölüme koştuğu yere defnedildi. Nene Hatun’un mezar taşı bütün Erzurumlu kahramanlar adına dikilmiş bir anıt gibi; sıradan insanların tarihin akışını değiştirdiğini ispatlayan bir anıt. Nene Hatun isimsiz bütün kahramanların bir sembolü. Tarih onların gücüyle değişti, onlardan biri olan Nene Hatun tarihi değiştiren bir yüz olarak hafızalara kazındı.’’ cümleleriyle sunumunu yaptı.

Panel sonunda Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kemal Polat panelistleri ve onları panele hazırlayan Araştırma Görevlisi Zeynep Gül Erel’i tebrik ederek; teşekkür belgesi takdim etti.

 

 


Bu haber 329 defa okundu.

Benzer Haberler

TKDK, Hamamözü’nde bilgilendirme toplantısı düzenledi

TKDK, Hamamözü’nde bilgilendirme toplantısı düzenledi

TKDK Amasya İl Koordinatörlüğü IPARD II 5. çağrısı kapsamında ilçemizde tanıtım ve bilgilendirme toplantısı düzenlendi.


Cuma, Nis.19.2019 - 08:12

Öğrenciler, Avrupa stajını tamamladı

Öğrenciler, Avrupa stajını tamamladı

Taşova Şehit Orhan Gülmez Çok Programlı Anadolu Lisesi Öğrencileri Avrupa Stajını Tamamladı.


Cuma, Nis.19.2019 - 08:11

Öğrenciler ve Veliler zeka oyunlarında bir araya geldi

Öğrenciler ve Veliler zeka oyunlarında bir araya geldi Dr. Hikmet Develi Anaokulu öğrencileri ve velileri zekâ oyunları etkinliğinde bir araya geldi. 

Cuma, Nis.19.2019 - 08:07

Nisan ayı sağlık hizmetleri değerlendirme toplantısı yapıldı

Nisan ayı sağlık hizmetleri değerlendirme toplantısı yapıldı

2019 yılı Nisan ayı Sağlık Hizmetleri Değerlendirme Toplantısı  Amasya İl Sağlık Müdürü Dr.Öner Nergiz başkanlığında sağlık yöneticilerinin katılımları ile Suluova Devlet Hastanesi konferans salonunda gerçekleştirildi.


Cuma, Nis.19.2019 - 08:07

Milletvekili Karahocagil ve Başkan Ünek’ten şehit ailesine ziyaret

Milletvekili Karahocagil ve Başkan Ünek’ten şehit ailesine ziyaret

Ak Parti Amasya İl Başkanı Mehmet Ünek ve Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil Şehitler haftası münasebetiyle, Şehit Ferhat Ünelli’nin ailesini ziyaret etti.


Cuma, Nis.19.2019 - 08:06
Yorum Yap
Güvenlik Resmi Resmi Yenile

Yorumlar
Yorum yapılmamıştır.

Toplam (0) adet yorum eklenmiştir.
Facebook ile Yorum Yap

Haber, Haberler

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.Buradasınız: Türkiye'nin En Kapsamlı Haber Portali: Objektif Gazetesi - Tükiye'nin en kapsamli haber portali: http://objektifamasya.com/

Bu site Turkishost haber yazılım paketini kullanmaktadır.